anasayfa / yazılarımız / Dr. Yeşim Kesgül Sercan, Pedagog / Kitapla Hiç Tanışmadım ki?

Kitapla Hiç Tanışmadım ki?

ÇGYD’nin “Merhaba Ben Kitap” derlemesi için bir anı yazmam söz konusu olduğunda düşündüm… düşündüm  ama bir türlü özel bir anı bulamadım. Kendime ‘Neden benim böyle bir anım yok?”, ” Ben kitapla ne zaman, nasıl tanıştım?” diye sordum. Anımsayamadım. Sonra anladım durumu. Ben kitapla hiç tanışmadım ki…
Kitap benim yaşamımda hep vardı. Kendimi bildim bileli çevremde kitap oldu. Yatağınla ne zaman tanıştın, suyla ne zaman tanıştın, yemekle ne zaman tanıştın diye sorulur mu insana. Balık suyla ne zaman tanışır?
Ben babaanne, büyükbaba, hala, amca, komşular, arkadaşların bol olduğu bir ortamda büyüdüm.  O ortamda insanlar gazete, dergi, kitap okurdu. Hatta birbirleriyle sen okudun ben okudum çekişmesi yaparlardı. Kitap, gazete, dergi değiş tokuş edilirdi. Her evde küçük bir kitaplık, kitaplıkta da herkesin bir miktar kitabı vardı. Kitap gereksinimdi. Bana da kitaplar alınır, okunup bitince yenisi alınırdı.. İlkokula başlayınca da kendim, köşedeki kitapçıdan istediklerimi almaya başladım. Her zaman çantamda bir kitabım olurdu. Lokantada yemeğin gelmesini, sinemada filmin başlamasını beklerken çok sıkıldığım için o arada kitap okurdum. En kötüsü de kitabın en heyecanlı yerinde ışıkların sönüp filmin başlamasıydı. İşte böyle, ben kitapla hiç tanışmadım.
Kitaplar okuyup okullar bitirip pedagog olunca da, çocuğun pek çok alışkanlığını ana babasıyla ya da yetiştiği çevrede sık karşılaştığı, etkileşimde bulunduğu kişilerle özdeşleşme yoluyla oluşturduğunu, onlar gibi yapıp onlar gibi olmak istediğini, söylenen sözlerin değil, davranışların önemli olduğunu öğrendim. Çocuğun tüm yaşamı için söz konusu olan bu özellik, tabii ki okuma alışkanlığı kazanması için de geçerli olacaktı. Nitekim araştırmalar, çocuğun okumaya ilgi duymasında ana etmenin ailede gördüğü modeller olduğunu göstermektedir. Bu durumu bir atasözümüze benzeterek “Okura baka baka okur olunur!” diyorum.

 

Öneriler:
Bence kitap okumak-okutmak için özel bir öneriye gerek yok. Benim yaşantımda olduğu gibi kitap okumanın yaşamın bir parçası olması gerektiği düşünülünce yaşamak için, yaşatmak için geçerli bütün öneriler okuma-okutma için de geçerlidir. Öyleyse “iyi okur olabilmesi için çocuğa nasıl bir ortam sağlamalı, onu nasıl yetiştirmeliyiz?” sorusunu yanıtlamaya çalışalım:
Çocukların becerilerinin geliştirilmesine, kendi sorunlarını çözebilmelerine, kendi kendilerine yeterli olacakları bir yetkinliğe gelmelerine olanak sağlayan bir yaklaşım esastır. Araştırmalara göre, yetişkinlerin fazla yönlendirici, sürekli denetleyen, sınırlandıran, aşırı kısıtlayıcı tutum ve davranışları, çocukların düşünme becerilerini, sorun çözme ve zihinsel örgütlenme yeteneklerinin gelişimini olumsuz etkilemektedir. Galiba anababalığın en önemli güçlüklerinden biri, çocuğun sorun çözme becerilerini desteklemekle, koruyucu ve yönlendirici olma arasındaki ince dengeyi yakalayabilmektir.
Ortam konusunu etrafta kitapların ya da kitap okuyanların bulunması gibi sadece sahne anlamıyla sınırlı düşünmeyelim. Asıl önemli olan, olup bitenleri merak eden, izleyen, öğrenen, bilgi ve olayları tartışan kişilerin bulunduğu bir ortamdır. Kitaplara başvurulması, kitap içeriklerine değer verilip hakkında konuşulması ortamın oluşturucusudur. Okumanın en önemli güdüleyicisi merak, ketleyicisi de engelleyici-cezalandırıcı tutumdur. Girişken, meraklı, araştırmaya ve ayrıntılara dikkat etmeye özendirilen bir çocuğun bilgi edinme arzusu, “yanlış yapma” korkusu olan ürkek ve çekingen bir çocuğa göre daha fazla olacaktır. Kişi, kendisi için önemli olan bir sorunun yanıtını merak eder ve o merakın peşinden gider. Kişinin sorusu varsa, aranan yanıt kişiye bir yön, bir amaç verir. Kitap okumak da, yaşamak gibi bir keşif süreci olur. Başta anlattığımız gibi zihni iyi örgütlenmiş bir çocuk böyle bir ortamda kişiliğini kazanırsa, bu davranışları içselleştirirse kitap ona izleme, araştırma, öğrenme sürecinde merdiven olur. Bu nedenle çocukların sormaya ve düşüncelerini ifade etmeye teşvik edildiği ortamdır önemli olan.
Tabii bu süreçte hataların doğal karşılandığı, hatadan çok çözüme, öğrenmeye ve uygulamaya odaklanılan çocuğun en küçük başarısının bile fark edilip övüldüğü bir tutum önemlidir.
Ayrıca günümüz dünyasında büyük yer tutan televizyon, bilgisayar vb. yeni teknolojilerin özellikle küçük çocuklar için olabildiğince kısıtlanmasına ama bundan da önemlisi kitap için söz ettiğimiz gibi bunların da geliştirici amaçlarla kullanılmasına özen göstermek gerekir. Sonuç olarak bu teknolojiler de araçtır ve belirleyici olmayıp insanın gereksinimleri için kullanımı öne geçerse kitapla bir denge de sağlanmış olacaktır.
Öte yandan her çocuğun yapma isteği, enerjisi farklıdır. Teşvik her zaman çocuğun enerjisine uygun olmalıdır. Az istekli bir çocuğa ısrar, onun enerjisi yerine, direncini artıracaktır. Oysa zorlamaya dönüşmeyen teşvik ve enerjisini kendisi için yararlı olana yönlendirme, çocuğu geliştiren bir yaklaşımdır. Yani okuma yönünde baskı yapmanın bazen çocuğun okumaktan uzaklaşmasına neden olabileceği de akılda tutulmalıdır.
Ana babalar çocuklarının hep iyi ve doğru olanla karşılaşmasını ister. Oysa kötü olmadan iyi, yanlış olmadan doğru olmayacağına göre çocuğun her ikisini de bilmesi ama aynı zamanda iyiye ve doğruya giden yolu-yöntemi uygulamayı da öğrenmesi gerekir.
Kitap okumak hem hedefi hem yolu öğrenmeyi sağlar. Doğru ana baba tutumu da çocuğa bu yolda yoldaşlık etmektir.



sayfaları görüntülemek için tıklayınız
Yazarın diğer yazıları

 

Copyright © 2014 | pencere-sey®